15 Ağustos 2016 Pazartesi

HATİM DUASI







Hatim Duası Anlamı
 Yâ Rabbenâ! Amellerimizi bizden kabûl buyur! Muhakkak ki her niyâzımızı hakkıyla işiten ve her amelimizi hakkıyla bilen ancak sensin!
 Ey Mevlâmız! Tevbelerimizi kabûl eyle! Şübhesiz tevbeleri çok kabûl eden ve merhameti bol olan da sensin! Ve bizleri hakka, dosdoğru yola hidâyet eyle yâ Rabbi!
 Ey ikrâmı sonsuz olan! Ey kullarını cezâlandırmakta acele etmeyip tevbe imkânı bahşeden yüce Rabbimiz! Bizi affeyle!
 Ve ey dünyada ve âhirette, rahmet ve merhameti bol olan Rabbimiz! İşlemiş olduğumuz bütün günahları mağfiret eyle!
 Yâ Rabbenâ! Okumuş olduğumuz Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân hatmini dergâh-ı izzetinde kabûl buyur!
 Ey Rabbimiz! Bizi Kur’ân-ı Kerîm ile yücelt! Bize Kur’ân-ı Hakîm ve âyâtıyla bereket ver! Tevbelerimizi kabûl eyle! Şübhe yok ki tevbeleri çok kabûl eden ve merhameti bol olan ancak sensin!
 Yâ İlâhenâ! Şeriat ve bürhân sâhibi Efendimiz Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’a salât eyle!
 Yâ İlâhenâ! Bizi Kur’ân’ın ziynetiyle süsle! Ve bize Kur’ân’ın kerâmetiyle ikrâm eyle! Hem bizi Kur’ân’ın şerefiyle şereflendir! Bizi Kur’ân’ın kisvesiyle giydir!
 Ve bizi Kur’ân ile berâber Cennete idhâl eyle! Hem Kur’ân hürmetine bizi, dünyanın her türlü belâsından ve âhiretin her türlü şiddetli azâbından muhâfaza eyle! Hem Kur’ân hakkı için, bütün ümmet-i Muhammed’e (asm) merhamet eyle yâ Rabbi!
 Yâ İlâhenâ! Kur’ân-ı Azîmü’ş-şânı dünyada bize arkadaş, hem kabirde bizlere yoldaş, kıyâmette şefâatçi, hem sırat üzerinde nûr eyle! Cehennem ateşinden bizi muhâfaza edecek bir örtü, bir perde kıl! Cennete götüren bir yoldaş eyle!
 Ey ikrâm edenlerin en keremlisi! Ey merhamet edenlerin en merhametlisi olan Rabbimiz! Sen kendi lütfunla, cömertliğinle, kereminle, ihsânınla ve rahmetinle, Kur’ân’ı, bizi bütün hayırlara ulaştıran bir delil ve bir rehber kıl!
Ey dilediğini en doğru yola hidâyet eden Rabbimiz! Bize Kur’ân’ın hidâyetiyle hidâyet ver! Bize Kur’ân’ın inâyetiyle âfiyet ver! Hem bizleri Kur’ân’ın kerâmetiyle her türlü ateşten kurtar!
 Hem Kur’ân’ın şefâatiyle bizi Cennete idhâl eyle! Kur’ân’ın fazîletiyle derecelerimizi yükselt! Ey lütuf, cömertlik ve iyilik sâhibi olan Rabbimiz! Kur’ân’ın tilâveti hürmetine kötü amellerimizi ört!
 Yâ Rabbenâ! Kalblerimizi tertemiz eyle! Ayıblarımızı gizle! Hastalarımıza âcil şifâlar ihsan buyur! Borçlarımızı en kısa zamanda edâ etmeyi nasîb eyle!
 Bir kısım yüzlerin ağarıp bir kısmının karardığı o dehşetli mahşer gününde, bizleri yüzü ağaran bahtiyarlardan eyle! Ana babalarımıza, ecdâdımıza ve bi’l-cümle geçmişlerimize merhamet buyur! Onları affet!
 Dînimizi ve dünyamızı ıslâh eyle! Düşmanlarımızın cümlesini darmadağın et! Âilemizi, mallarımızı ve memleketlerimizi her türlü âfetlerden, hastalıklardan ve belâlardan muhâfaza buyur! Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân hürmetine ayaklarımıza sebât ver! Ve kâfirler gürûhuna karşı bizlere yardım eyle!
 Yâ Rabbenâ! Okuduğumuz Kur’ân-ı Kerîm’den hâsıl olan sevâbı, hem onun tilâvetinden hâsıl olan nûru Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın rûhuna hediye eyledik, vâsıl eyle yâ Rabbi!
 Hem O’nun, nebî ve resûl kardeşlerinin ruhlarına salât ü selâm ile ayrı ayrı hediye eyledik, vâsıl eyle yâ Rabbi!
 Hem O’nun âl ve evlâdına, vâlidelerimiz olan muhterem zevcelerine, ashâbına, etbâına, mübârek nesillerinin ruhlarına hediye eyledik, vâsıl eyle yâ Rabbi! Hem onların cümlesinden râzı ol!
 Babalarımız, analarımız, erkek ve kız kardeşlerimiz, evlâdlarımız, akrabâlarımız, sevdiklerimiz ve arkadaşlarımızdan vefât etmiş olanların ruhlarına da ayrı ayrı hediye eyledik, vâsıl eyle yâ Rabbi!
 Hem üstadlarımızın ruhlarına, meşâyıhımızın ruhlarına, hayır ve hasenât sâhiblerinin ruhlarına, hem bütün mü’min ve mü’minelerden, müslim ve müslimelerden vefât edenlerin ruhlarına, hayatta bulunanların rûhâniyetlerine hediye eyledik, sen vâsıl eyle yâ Rabbi!
 Ey bütün ihtiyaçları karşılayan! Ey bütün belâları def‘ eden! Ey her duâya icâbet eden! Ve ey merhamet edenlerin en merhametlisi olan Rabbimiz! Rahmetinle, merhametinle duâlarımızı kabul eyle! Amin.



12 Ağustos 2016 Cuma

ORUCUN MAHİYETİ VE ÇEŞİTLERİ

  Oruç tutmakla yükümlü olmanın şartları nedir?İslam’a göre, bireyin sorumlu olmasının temel şartları Müslüman olmak, akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmaktır. Dolayısı ile bu şartlar oruç ibadeti ile sorumlu olmanın da şartlarıdır. Buna göre, bir kimsenin Ramazan ayında oruç tutmasının farz olması için öncelikle Müslüman ve akıl-baliğ olması gerekir (Kasani, Bedaiü’s-sanai, Beyrut 1997, II, 593-596).İbadetlerle yükümlü olma şartlarını taşıdığı halde bazı özel durumlardaki kimselere oruç tutmama ruhsatı verilmiştir. Ayet-i kerimenin ifade ettiği şekilde; hasta, yolcu ve oruç tutmaya güç yetiremeyecek düşkünlükte olanlar Ramazan’da oruç tutmayabilirler (Bakara 2/185; bkz. Kasani, Bedaiü’s-sanai, II, 609). Bu durumdaki kimseler oruç tutmayı engelleyen durumları ortadan kalktığında oruçlarını kaza ederler. Sağlığı bundan sonra oruç tutmaya elverişli olmayanlar bir yoksul doyumluğu fidye verirler (Bakara, 2/184).Oruç tuttuğu takdirde kendisinin veya çocuğunun zarar görmesi muhtemel olan gebe veya emzikli kadınlar da, sağlık durumu oruç tutmak için elverişli olmayanlar arasında değerlendirilmiştir. Bu durumda olanlar da oruç tutmayabilirler. Hatta zarar görme ihtimali kuvvetli ise tutmamaları gerekir. Durumları normale döndüğünde tutamadıkları oruçları kaza ederler (Sahnun, el-Müdevvenetü’l-Kübra, Beyrut, 1999, I, 335, 336; Şirazi, el-Mühezzeb, II, 592; İbn Kudame, Kafi, I, 346; Kasani, Bedaiü’s-sanai, II, 616).İbadetlerle yükümlü olmamakla birlikte ergenlik yaşına gelmeyen çocukların alıştırılmak ve ısındırılmak maksadıyla namaz kılmaları ve oruç tutmaları söylenebilir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), yedi yaşından on yaşına kadarki sürede çocuğun namaza alıştırılmasını önermiştir (Ebu Davud, Salat, 26).click to expand contents
Oruca niyet ne zaman ve nasıl yapılır?Oruca kalben niyet etmek yani ertesi günü oruçlu geçireceği niyet ve bilincine sahip olmak yeterlidir. Niyeti dil ile ifade etmek ise mendup görülmüştür.Ramazan orucu ve belli günlerde tutulmak üzere adanan oruçlar ile bütün nafile oruçlar için niyet etme vakti güneşin batması ile ertesi gün tepe noktasına gelmesi öncesine kadarki süredir. Bu oruçlara ait niyetin fecr-i sadıktan (tan yerinin ağarmasından) sonraya kalabilmesi, fecr-i sadıktan sonra bir şey yiyip içilmemiş, oruca aykırı bir şey yapılmamış olması ile kayıtlıdır. Aksi takdirde gündüzden niyet geçerli olmaz (Kasani, Bedaiü’s-sanai, II, 581).Ramazan orucu ve belli günlerde tutulmak üzere adanan oruçlar ile bütün nafile oruçlar için mutlak niyet yani, mesela “yarınki günün orucunu tutmaya…” şeklinde niyet etmek yeterlidir. Ancak niyeti geceden yapmak ve mesela “yarınki Ramazan orucunu tutmaya…” şeklinde tutulacak orucu belirtmek daha faziletlidir.Ramazan orucunun her günü için ayrı ayrı niyet etmek gerekir. Çünkü araya oruçlu bulunulmayan geceler girmektedir.Kaza oruçları ile keffaret ve mutlak nezir oruçları için niyet etme vakti, gün batımından itibaren fecr-i sadığa kadarki süredir. Fecr-i sadığın başlamasından itibaren yapılan niyet geçerli olmaz. Bu tür oruçlara niyet ederken “falanca günün kazasına…” “falanca keffaret orucuna…”, “falanca adak orucuna…” diye belirtmek gerekir.Şafii mezhebine göre nafile orucun dışındaki oruçların niyeti geceden yapılmalıdır. İmsak vaktine kadar oruca niyet edilmemiş ise o gün oruca niyet edilmemiş sayılır. Nafile oruçlara ise zeval vakti öncesine kadar niyet edilebilir (Şirazi, el-Mühezzeb, II, 598- 600).click to expand contents
İmsak ne demektir? Ne zaman başlar? Sabah ezanı okunmaya başladığında yeme içmeye kısa bir süre devam edilebilir mi?Sözlükte “kendini tutmak, engellemek, el çekme, geri durma” anlamlarına gelen imsak, dini bir kavram olarak, fecr-i sadıktan, iftar vaktine kadar yemeden, içmeden, cinsi münasebetten ve diğer orucu bozan şeylerden uzak durmak, el çekmek demektir. İmsakin zıttı iftardır.Halk arasında ise “imsak” oruç tutmaya başlanan fecr-i sadığın oluştuğu vakit anlamında kullanılır. Bu manada imsak, oruca başlama vakti demektir.Oruca ne zaman başlanıp ne zaman bitirileceği Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde açıklanmıştır:” (Ramazan gecelerinde) şafağın aydınlığını gecenin karanlığından ayırt edinceye (tan yeri ağarıncaya/fecr-i sadığa) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar (yiyip içmeden, cinsel ilişkide bulunmadan) orucu tamamlayın.” (Bakara, 2/187)Takvimlerde gösterilen “imsak”, oruca başlama vakti olan fecr-i sadığın başlama vaktini ifade eder. İmsak vakti aynı zamanda gecenin sona erdiği, yatsı namazı vaktinin çıkıp sabah namazı vaktinin girdi vakittir. Ezan da imsak vaktinin başlaması ile okunmaktadır. Bu sebeple ezanın başlaması ile yemeği içmeyi terk etmek gerekir.click to expand contents 
Oruçta temkin vakti nedir, uygulanmakta mıdır?Temkin, güneşin doğuş, batış vakti ile namaz vakitlerinin hesaplanmasında, vakitlere eklenen veya çıkarılan zamanı ifade etmektedir. Bu uygulamanın temel nedeni yerleşim yerinin en doğusu ile batısı arasındaki zaman farkı, bulunulan yerin dağlık veya tepelerle kaplı olması gibi namaz vaktinin tam olarak tespit edilmesini engelleyen durumların var olmasıdır. Bu gerekçelerle ülkemizde temkin uygulaması bir müddet sürdürülmüş, namaz vakitlerini tespitte imsak ve güneşin doğuşunda bir miktar zaman çıkarılmış; öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde de bir miktar eklenmiştir.Ancak günümüzde teknik imkanlar son derece gelişmiş, her il ve ilçenin namaz vakitleri ayrı ayrı belirlenmiştir. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak “temkin/ihtiyat” uygulamasına artık ihtiyaç kalmadığı anlaşılmış ve 1983 yılından itibaren ülkemizde temkin uygulamasına son verilmiştir.Başkanlığımız takvimlerinde temkin uygulaması bulunmadığından, oruca başlayacak kişilerin gösterilen “imsak” saatinde yemeyi içmeyi kesmeleri gerekmektedir. Sabah namazı kılacak olanlar da imsak vaktinden itibaren namazlarını kılabilirler.click to expand contents
Sahur yemeğinin dindeki yeri ve önemi nedir?Sahur yemeği, oruç tutacak kişilerin imsak vaktinden önce gece yedikleri yemektir. Hz. Peygamber (s.a.s.) sahura kalkmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir (Buhari, Savm, 20).Hz. Peygamber (s.a.s.), hadislerinde sahur yemeğinin “bereket” (Buhari, Savm, 20) ve “mübarek gıda” olduğunu (Ebu Davud, Savm, 16) ayrıca sahur yemeğinin, Müslümanların orucu ile ehl-i kitabın orucu arasındaki en önemli farklardan biri olduğunu belirtmiştir (Müslim, Sıyam, 46). Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sahurla ilgili söz ve uygulamalarından hareketle fakihler sahura kalkmanın ve sahuru geciktirmenin sünnet olduğunu söylemişlerdir (Kasani, Bedaiü’s-sanai, Beyrut 1997, II, 632).Alimler, sahurun oruca dayanma gücü verdiğini, maddi manevi bereketlere vesile olacağını bildirmişler; hadislerdeki “maddi bereketi”, Allah’ın sonsuz cömertliği ile sahura kalkanlara mükafat olarak verdiği rızık genişliği ve malda bereket ihsan etmesi; “manevi bereketi” de ecir ve sevap vermesi olarak anlamışlardır. Çünkü kişi sahura kalkmakla seher vaktini uyanık geçirmiş ve bu vakitte hem dua hem de istiğfar etmek suretiyle cennet ehlinin özelliklerine sahip olmuştur (Zariyat 51/18). Bu şekilde manevi lezzetlerle başlanan oruç daha canlı, daha şevkli tutulur. Bu tür maddi-manevi bereketleri olan sahur ihmal edilmemelidir.click to expand contents

Hz. Peygamber (s.a.s.) ramazan ayını nasıl değerlendirirdi?Ramazan’da en önemli ibadet, şüphesiz oruçtur. Akıllı olan ve ergenlik çağına ulaşan her müslümana farz olan Ramazan orucunu Hz. Peygamber (s.a.s.) de tutmuş ve “Her kim, faziletine inanarak ve mükafatını umarak ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır” (Buhari, Savm, 6); “Her kim, faziletine inanarak ve mükafatını umarak ramazan ayını ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman, 27) buyurmuşlardır. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.s.), Ramazanı ibadetle ihya etmiş, geceleri bazen cemaatle bazen kendi başına Teravih namazı kılmıştır. Gecelerinde ev halkını da uyandırarak yoğun bir şekilde ibadet ettiği nakledilmektedir (Buhari, Leyletü’l-Kadr, 5). Ramazanın son on gününü ise mescidde itikafla geçirmiştir. Ramazan, aynı zamanda Kur’an’ın indirilmeye başladığı ay olduğundan Hz. Peygamber (s.a.s.), bu ayda çokça Kur’an okumuş ayrıca Cebrail ile buluşarak Kur’an’ı birbirlerine karşılıklı olarak (mukabele) okumuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Ramazan’da sadaka ve hayırlara da ağırlık verdiği nakledilmiş ve esmek için engel tanımayan bereketli rüzgardan daha cömert davrandığı şeklinde bir benzetme yapılmıştır (Buhari, Bed’ü’l-Vahy, 5). Dolayısıyla Ramazan, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in her türlü ibadeti çokça yaptığı bir aydır.click to expand contents
İslamiyet öncesi oruç var mıydı ve nasıl uygulanmakta idi?click to expand contents     Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183) buyrulmaktadır. Oruç ibadeti İslam’dan önce de bilinen ve İslam’dakinden farklı da olsa uygulanan bir ibadet idi. Bu ayette, Müslümanlara oruç külfetinin sadece kendilerine yüklenmediği daha önceki kavimlerde de olduğu hatırlatılarak psikolojik açıdan oruca hazırlanmaları sağlanmıştır (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, I, 625).Hz. Peygamber (s.a.s.)’in mensup bulunduğu Kureyş kabilesinden olanlar da aşura günü oruç tutarlardı. Rasulüllah (s.a.s.) Medine’ye gelince, Yahudileri aşure günü oruç tutar görünce o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını emretti. Bir yıl sonra ramazan orucu farz kılınınca Hz. Peygamber (s.a.s.), aşure orucu için “Dileyen tutsun, dileyen tutmasın.” (Buhari, Savm, 69) buyurdu. Böylece sözü edilen oruç mendup bir ibadet hükmünü aldı.Yukarda ki ayette geçen “Sizden öncekilere...” ifadesinden maksat birinci derecede Yahudiler ve Hıristiyanlardır; çünkü Müslümanların tanıdığı Ehl-i kitap’tan olan gayrimüslimler bunlardır. Ramazan orucu daha önce Yahudi ve Hristiyanlara da farz kılınmıştı. Ancak bunlar bu ibadeti değiştirerek Yahudiler bir günlük oruca dönüştürmüşlerdir. Hristiyanlar ise, çok sıcak günlere denk gelince orucu yaz kış arasında mutedil bir mevsime aktarıp, keffaret olarak ta on gün oruç daha eklemişlerdir (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, I, 626).Yahudiler, ekim ayına rastlayan yılbaşlarından on gün sonra, gün batımından ertesi günün gün batımına kadar bir oruç tutarlar, günahların bağışlandığı gün olarak kabul ettikleri bu farz kılınmış oruç gününe “kipur” adını verirler (Yaşayan Dünya Dinleri, Diyanet İşleri Başkanlığı yay. , 241). Ayrıca yılın farklı günlerinde tuttukları başka farz ve nafile oruçlar da vardır. Hz. İsa kendisine Peygamberlik gelmeden önce kırk gün oruç tuttuğu için Hıristiyan din adamları bunu da ibadet olarak telakki etmişlerdir (Matta, 6/16).Neticede tüm bu ve benzeri bilgiler, önceki Peygamberlerin getirdikleri ilahi dinlerde de oruç ibadetinin bulunduğunu göstermektedir.Şevval orucunun hükmü nedir? Ramazanda tutulamayan oruçlar şevval orucu niyetiyle tutulabilir mi?  Ramazandan sonra şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yılın bütününde oruç tutmuş gibi olur” (Müslim, Sıyam, 204; Tirmizi, Savm, 53; Ebu Davud, Savm, 58-59) buyurmuştur. Bu oruç peş peşe tutulabileceği gibi ara verilerek de tutulabilir (İbn Abidin, Reddu’l-muhtar, Riyad, 2003; III, 421).Şevval ayında nafile olarak tutulan oruç, Ramazanda tutulmayan oruçların yerine geçmez; yani Ramazan’da tutulmayan oruçların ayrıca kaza edilmesi farzdır. Bir oruçta hem kaza hem de nafile yerine niyet edilmesi geçerli olmadığından Şevval ayında tutulan oruçta da bunlardan yalnız birine niyet etmek gerekir. Şevval ayında oruç tutulurken, ramazanda tutulamayan oruçların kazasına niyet edilirse bu oruçlar kaza orucu olur.click to expand contents
Ramazanı karşılamak ve uğurlamak için oruç tutulur mu?click to collapse contents    Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Recep ve Şaban aylarında diğer aylara oranla daha fazla nafile oruç tuttuğu (Buhari, Savm, 52-53; Müslim, Sıyam, 173, 179) ve ayrıca Şevval ayında 6 gün oruç tutmayı teşvik ettiği bilinmektedir (Müslim, Sıyam, 204). Ancak Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu uygulamalarını, Ramazanı karşılama ve uğurlama olarak değerlendirmek doğru değildir. Ramazanı karşılamak veya uğurlamak amacıyla oruç tutmanın dini bir dayanağı yoktur. Ramazan ayı girmediği halde, Ramazanın gelmiş olabileceği düşüncesiyle ihtiyaten Ramazandan bir veya iki gün önce oruç tutmak mekruhtur. Dini ıstılahta bu güne “şek günü” denilir. Ancak, belirli günlerde oruç tutmayı alışkanlık haline getiren kişilerin, oruç tuttuğu günlerin bu günlere rastlaması halinde oruç tutmasında sakınca yoktur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ramazanı bir veya iki gün önce oruçla karşılamayın. Eğer bir kimse adeti olduğu için bu günleri oruçla geçiriyorsa tutsun.” (Buhari, Savm, 14; Müslim, Sıyam, 21) buyurmuştur.

 

11 Ağustos 2016 Perşembe

ORUCU BOZAN VE BOZMAYAN ŞEYLER

  

Orucu bozan şeyler nelerdir?


   Orucun temel unsuru ve anlamı, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmak olduğu için, oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlar orucu bozar. Yemek ve içmek, yenilip içilmesi mutat olan her şeyi kapsamı içine alır. Sigara, nargile gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddeler ile uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girer (İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, Beyrut 2000, II, 394). Her ne sebeple olursa olsun, ağızdan alınan ilaçlar da aynı hükme tabidir.    click to expand con


Nikotin bandı orucu bozar mı?click to expand contents

  Kural olarak orucu bozan şeyler, vücuda normal yollarla giren maddeler ve cinsel ilişkidir. Vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu işlem yeme, içme ve beslenme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz (Buhari, Savm, 24, 27; Müslim, Sıyam, 12; Tirmizi, Savm, 29, 31, 76). Bu açıdan sigarayı bırakmak isteyenlerin kullandığı nikotin bantları da orucu bozmaz (Din İşleri Yüksek Kurulu 22. 09. 2005 Tarihli Karar).    


Oruçlu iken böbrek taşı kırdırmak orucu bozar mı?click to expand contents

   Oruçlu olan bir kimsenin, vücuduna şifa veya gıda verici bir madde enjekte edilmeden böbrek taşı kırdırması ile orucu bozulmaz. Bu operasyon esnasında böbreklere kan akması da orucu bozmaz.


Damardan verilen radyoaktif madde orucu bozar mı?click to expand contents

  Bazı hastalıkların teşhisi amacıyla hastalara damar yoluyla besleyici niteliği olmayan radyoaktif maddenin verilmesi orucu bozmaz. Bu şekilde verilen söz konusu madde besleyici ve vücudu kuvvetlendirici mahiyet taşımamaktadır.


Saç bakımı ve saç boyama orucu bozar mı?click to expand contents

   Oruç, bir şey yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktan dolayı bozulur. Saç boyamak ve saç bakımı bunların kapsamında olmadığından orucu bozmaz.


Kadınlar adet döneminde oruç tutabilirler mi? Bu esnada tutulmayan oruçların durumu nedir?click to expand contents

    
Kadınların adet (ay hali) dönemlerinde, -temizleninceye kadar- cinsi ilişkide bulunmaları, namaz kılmaları, oruç tutmaları ve Kabe’yi tavaf etmeleri yasaktır. Kadınlar özel hallerinde kılmadıkları namazı kaza etmezler, fakat tutmadıkları oruçlarını temizlendikleri zaman kaza ederler (Şafii, el-Ümm, I, 130-131; Sahnun, el-Müdevvene, I, 49; Merğinani, el-Hidaye, I/30-32; İbn Kudame, el-Muğni, I, 198; İbn Abidin, Reddu’l-muhtar, II/371).
Hz. Peygamber birçok hadis-i şerifte hanımların hayız dönemlerinde oruç tutmayacaklarını beyan etmiştir (mesela bkz. Buhari, Hayız 6; Savm 41; Müslim, İman 132). Hz. Aişe de kendisine, neden adet gören bir kadın, temizlendikten sonra adet günlerinde kılmadığı namazları kaza etmiyor da tutmadığı oruçları kaza ediyor? ‘ diye soran Muaze adlı hanıma: “Sen Haruriyye’den (Haricilerden) misin?” demiş; bu kadının: “Hayır, Haruriyye değilim, ama (öğrenmek için) soruyorum.” cevabı üzerine de, Hz. Aişe: “Vaktiyle bu iş bizim başımıza geldiğinde, orucu kaza etmekle emrolunduk, namazın kazasıyla emir olunmadık.” (Müslim, Hayız, 76-69) demiştir.


Oruca niyetlenen bir bayan gün içinde adet görmeye başlarsa ne yapmalıdır?


Kadınlar ay hali (hayız) ve lohusalık (nifas) denilen özel hallerinde namaz kılmazlar, oruç tutmazlar. Daha sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler.
Oruca niyetlenen bir bayan, gün içersinde adet görmeye başlarsa orucunu bozar, temizlenince bu günün orucunu da kaza eder (Merğinani, el-Hidaye, I, 129). Akşama kadar sanki oruçlu imiş gibi davranıp yeme içmeyi terk etmesi doğru değildir.
click to expand contents

  

Bayanlar gebelik ve çocuk emzirme dönemlerinde oruç tutabilirler mi?


    
Ramazan orucunu tutmamak için geçerli mazeretlerden biri de gebelik veya çocuk emzirmektir. Gebe veya emzikli olan kadınlar, kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmayabilirler Bunlar bir yönüyle hasta hükmünde oldukları gibi, onlara bu ruhsatı tanıyan hadisler de bulunmaktadır (Nesai, Sıyam, 51, 62; İbn Mace, Sıyam, 12). Kendisi dayanabilecek ve çocuk da etkilenmeyecek ise hamile ve çocuk emziren anne oruç tutabilir. Bu konuda alanında uzman bir hekime danışılması uygun olur. Hamilelik ve çocuk emzirme gibi meşru sebeplerle oruç tutamayan bayanlar, tutamadıkları bu oruçlarını şartların elverişli olduğu başka zamanlarda kaza ederler (Merğinani, el-Hidaye, I, 127).
click to expand contents



Ağda/epilasyon yaptırmak oruca engel olur mu?

Vücutdaki kılların hangi yolla olursa olsun alınmaları orucu bozmaz. Çünkü oruç, bir şey yemek, içmek ve cinsel ilişkide bulunmaktan dolayı bozulur. Kıl almak veya aldırmak bunların kapsamında olmadığından orucu bozmaz.
Burada şu husus da belirtilmelidir ki, kadının erkeğe karşı avret mahalli eller, ayaklar ve yüzü hariç tüm bedenidir. Kadının kadına karşı avret mahalli, diz kapağı ile göbek arasıdır. Zaruret ve ihtiyaç olmadan bu yerlerin başka kadınlara veya erkeklere gösterilmesi caiz değildir. Bu itibarla ağda veya lazerle epilasyon yaptırmak isteyen kişinin, erkek olsun kadın olsun yabancı bir kişiye avret mahallini açması helal olmadığı gibi, bu işlemi uygulayan kişinin de, bu kısma bakması ve dokunması da helal değildir (Merğinani, el-Hidaye, IV, 83-87).
click to expand contents


Oruçlunun eşi ile ilişkilerinin sınırı nedir?click to collapse contents

    Oruçlu olan kimse orucu bozacak şeylerden kaçındığı gibi orucun sevabını azaltacak şüpheli durumlardan da kaçınmalıdır. Oruçlu olduğunu bile bile cinsel ilişkide bulunmakla oruç bozulur, hem kaza ve hem de kefaret gerekir (Buhari, Savm, 30). Kişinin hanımını sadece öpmesiyle orucu bozulmaz (Buhari, Savm, 24). Ancak kendine güveni olmayan, işi daha ileri götürmek endişesi olan kişinin hanımını öpmesi ve kucaklaması mekruhtur (Ebu Davud, Savm, 35). Eğer öpmek veya kucaklamakla boşalma meydana gelirse, sadece mekruh olmakla kalmaz, aynı zamanda oruç bozulur ve gününe gün kaza gerekir (Merğinani, el-Hidaye, I, 123).

10 Ağustos 2016 Çarşamba

KAZA, KEFFARET, FİDYE, ISKAT-I SAVM

   Kazaya kalan ramazan oruçları nasıl tutulmalıdır?   

  Ramazan ayında tutulamayan oruçların ve başlanıp da bozulan oruçların kaza edilmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim’de; “İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar.” (Bakara 2/184) buyrulmaktadır. Kaza oruçlarının aralıksız tutulması hakkında herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu itibarla, kazaya kalan oruçlar, oruç tutulması yasak olan günler dışında, ardı ardına veya ayrı olarak tutulabilir. Ancak bu oruçların, geciktirilmeden bir an önce tutulması uygun olur. Çünkü bu bir borçtur, hemen ödenmelidir. Ayrıca insanın ne zaman öleceği de belli değildir.    click to expand contents


Bozulan vacip ve nafile oruçların kazası gerekir mi?
Nafile oruç, kişiye farz veya vacip olmadığı halde, gönüllü olarak Ramazan ayının dışında tutulan oruçtur. Nafile de olsa, başlanan bir ibadetin tamamlanması gerekir. Bu nedenle diğer nafile ibadetlerde olduğu gibi, bozulan nafile orucun da, kaza edilmesi Hanefilere göre bir gerekliliktir (Merğinani, el-Hidaye, I, 127). Adanan orucun (nezir orucu) tutulması vaciptir. Vacip orucun bozulması halinde de kaza edilmesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, I, 127, 132).      
click to expand contents 


Oruçlu iken dokunmak veya kucaklamakla boşalmanın hükmü nedir?


Oruçlu olan kişinin eşini öpmesi, dokunması veya kucaklaması sonucu boşalma (inzal) olması durumunda oruç bozulur ve gününe gün kaza edilmesi gerekir.Orucun bu şekilde bozulma tehlikesi olduğu için kendine güveni olmayan kimsenin oruçlu iken eşini kucaklaması, öpmesi mekruhtur (Merğinani, el-Hidaye, I, 123).  
click to expand contents
Akşam ezanının yanlışlıkla bir iki dakika erken okunmasından dolayı orucunu açan Kursenin ne yapması gerekir?

Kur’an-ı Kerim’de oruç vaktiyle ilgili olarak “Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun.” (Bakara, 2/187) buyrulmaktadır. Özellikle büyük yerleşim birimlerinin en doğusu ile en batısı arasındaki zaman farkından dolayı akşam vaktinin temkin payı içinde kalması söz konusu olacağından, yanlışlıkla bir iki dakika önce okunan ezanla oruçlarını açmış bulunan Müslümanların oruçlarını kaza etmeleri gerekmez. Bu sürenin temkin süresinden daha uzun olması halinde ise oruç bozulur ve kaza edilmesi gerekir.
click to expand contents



Sürekli olarak yolcu olan kişi namaz ve oruç ibadetlerini nasıl yerine getirebilir?


Dinen yolcu konumunda bulunan kimseler farz namazları kısaltarak kılarlar. Yolculuk hali Ramazan orucunun ertelenmesi için de bir ruhsat sebebidir. Sebep devam ettiği sürece ruhsatlar da devam eder. Sürekli mazereti bulunan kişiler, mazeretleri ortadan kalkınca, zamanında tutamadıkları Ramazan oruçlarını kaza ederler. Kur’an-ı Kerim’de; “Kim de hasta veya yolcu olursa, oruç tutmadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun.” (Bakara, 2/184, 185) buyrulmaktadır.Buna göre sürekli yoluculuk halinde olan kimseler namazlarını ertelemeden kısaltarak kılarlar. Ramazan oruçları ise mümkün olduğunca tutulmaya çalışılmalıdır. Zira yukarıdaki ayetin devamında “Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” buyurulmaktadır.Fakat buna güç yetirilemezse oruç, uygun zamanda kaza edilmek üzere yolculuk süresince ertelenebilir.İslam dini Ramazan ayında oruç tutamayan hasta ve yolcuların sonradan kaza etmelerini emreder. Mazeret devam ettiği sürece ruhsat da devam eder.
click to expand content

Orucu bilerek ve kasten bozmanın hükmü nedir?    

Orucunu bilerek ve kasden bozmak Ramazanın hürmetine saygısızlıktır ve büyük günahtır. Hz. Peygamber orucunu bu şekilde bozanların keffaret ile yükümlü olacaklarını belirtmiştir (Buhari, Savm, 30, Hibe 20, Nafakat, 13, Keffarat, 2-4; Müslim, Sıyam, 81). Yine Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bildirdiğine göre oruç kefareti, öncelikle bir köle azat etmektir, buna imkan bulunmadığında -ki günümüz şartlarında bu imkan fiilen ortadan kalkmıştır- iki kameri ay veya 60 gün ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna da gücü yetmeyen kişi, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur. Bu keffaretin yanında ayrıca, bozulan o orucun da kaza edilmesi gerekir (Merğinani, el-Hidaye, I, 124-125).click to expand contents
Keffaret orucu tutan bir kimse yolculuğa çıktığında, keffaret orucuna ara verebilir mi?Başlanan bir Ramazan orucunu meşru bir mazeret olmaksızın bilerek bozan bir kimsenin gücü yetmesi halinde peş peşe iki kameri ay veya altmış gün kefaret orucu tutması gerekir. Kadınların adet halleri hariç hiç bir sebeple keffaret orucuna ara verilmez. Sefer ve benzeri bir sebeple ara verilmesi halinde daha önce tutulmuş olan oruçlar nafile yerine geçer. Keffaret borcundan kurtulmak için ara vermeksizin belirtilen gün sayısınca oruç tutulmalıdır (İbn Nüceym, el-Bahru’r-raik, Pakistan, II, 277).Oruçlu olan kimsenin yalan konuşmaktan ve yalanla iş yapmaktan uzak durduğu gibi kumar oynamak vb. haram şeylerle uğraşmaktan da uzak durması gerekir.
click to expand contents
Birden fazla orucu keffaret gerektirecek şekilde bozan kimse bu oruçların her biri için ayrı ayrı keffaret öder mi?    Ramazan ayında tutulan orucun, mazeretsiz olarak kasten bozulması durumunda keffaret ödenmesi, ayrıca bozulan orucun da kaza edilmesi gerekir. Oruç kefareti, iki kameri ay veya 60 gün, ara vermeksizin oruç tutmaktır. Buna gücü yetmeyen, 60 fakiri bir gün ya da bir fakiri 60 gün doyurur.Farz orucun kasten bozulması ve keffaretinin ödenmesinden sonra aynı şekilde başka bir oruç bozulduğunda onun için de yeni bir keffaret gerekir. Ancak, farklı ramazan aylarında da olsa henüz ödemediği birden fazla keffaret borcu bulunan kimsenin hepsi için bir keffaret ödemesi (peş peşe iki kameri ay veya altmış gün oruç tutması) yeterli olur. Ayrıca bozduğu her orucu kaza etmesi icap eder (İbn Hümam, Fethu’l-Kadir, Beyrut, II, 261).
click to expand contents

Oruç tutacak gücü olduğu halde tutmayan bir kimse, bu oruçlarının fidyesini vererek oruç borcundan kurtulmuş olur mu?
Oruç için fidye verilmesi, oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar için geçerlidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabe’nin uygulaması, fidyeden bahseden ayetteki “oruç tutmakta zorluk çekenler.” (Bakara, 2/185) ifadenin yalnızca yukarıda sayılan kimseleri kapsadığını göstermektedir. Buna göre, oruç tutmaya gücü yettiği halde tutmayan veya geçici bir sebeple tutamayan kimseler hakkında fidye hükmü yoktur (Müslim, Sıyam, 149-150).Mazeretsiz oruç tutmayanların, tutmadıkları oruçları kaza etmeleri ve mazeretsiz tutmadıkları oruçlar için tövbe istiğfar etmeleri gerekir. Ayrıca, oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, fidye vermiş bile olsalar, ileride tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları Hanefilere göre kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyeler oruç borcunu düşürmez (Kasani, Bedai, I, 60; Merğinani, el-Hidaye, Beyrut 1990, I, 137).   
click to expand contents

Tutmadığı oruçları kaza etmeden oruç tutamayacak hale gelen kimse ne yapmalıdır?click to collapse contents   

 Fakihlerin çoğunluğu, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir yoksul doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) ayetinden hareketle, mazeretli veya mazeretsiz oruç tutmamış ve kaza etmeden ölüm döşeğine düşmüş kimselerin oruç borçları için fidye ödenmesi vasiyetinde bulunmalarının müstehap olacağını söylemişlerdir. Eğer vasiyet etmişse mirasçıları malının üçte biri oranında bu vasiyeti yerine getirirler (Merğinani, el-Hidaye, I, 127; bkz. Serahsi, el-Mebsut, III, 100; İbn Kudame, Muğni, III, 82).
Fidye, ölenin bıraktığı maldan techiz, tekfin masrafları ve borçları çıkarıldıktan sonra, kalan malın üçte birinden verilir. Şayet fidye üçte birden çok tutarsa, fazla olan kısım ancak varislerinin rızası ile ödenebilir (İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar, II, 424).
Şafii mezhebine göre bir kimse imkanı olduğu halde fidyeyi vermeden ölürse vasiyete gerek olmaksızın bıraktığı mirastan ödenir. Zira onun fidye ödemesi, hasta ve yolcunun orucu kaza etmesi gibidir (Nevevi, el-Mecmu, VI, 259).


9 Ağustos 2016 Salı

İTİKAF


click to coll

  İtikaf nedir,kadınlar da itikaf yapabilir mi?

İtikaf, bir yerde bekleme, durma ve kendini orada hapsetme anlamına gelir. Dini bir terim olarak, akıllı, ergenlik çağına gelmiş bir Müslümanın beş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet/Allah’a yakınlık elde etme niyetiyle bir süre durması demektir. İtikafta bulunan kimse zaruri ihtiyaçlarından başka bir sebeple bulunduğu camiden çıkmaz. Yeme, içime ve uyuması camide olur. İtikaf sırasında cinsel ilişkide bulunulmaz. Kur’an’da “Siz mescitlerde itikafta iken kadınlara yaklaşmayın.” (Bakara, 2/187) buyrulmuştur. İtikaf sürecinin gündüzleri oruçlu geçirilir.


Hz. Peygamber (s.a.s.)’in özellikle Ramazan içinde ve Ramazanın son on gününde itikaf yaptığını bildiren birçok hadis-i şerifler vardır (Buhari, İ’tikaf, 1; Müslim, İ’tikaf, 1-5).


Yukarıda izah edildiği şekli ile itikaf erkeklere mahsustur. Kadınlar ise evlerinin namaz kılmak üzere belirledikleri bir yerinde itikafta bulunabilirler (Merğinani, el-Hidaye, İstanbul, I, 132).

Şafii mezhebine göre ise, mescid dışında itikaf caiz değildir. Kadın kocasından izin alarak mescitte itikaf yapar. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.)’in eşlerinin mescidde itikafa girdikleri rivayet edilmiştir (Müslim, İ’tikaf, 6). İtikaf sırasında oruçlu bulunmak da şart değildir. (Şirazi, el-Mühezzeb, Beyrut, I, 190)            


click to collapse content

İtikaf sadece ramazan ayında mı yapılır?

İtikaf, akıl, baliğ (ergen) olan veya temyiz kudretine sahip bir müslümanın beş vakit namaz kılınan bir mescitte ibadet niyetiyle bir süre durması anlamındadır. Ramazanda olabileceği gibi ramazan dışında da itikaf caizdir. İtikaf, Kur’an ve Sünnetle sabittir. Kur’an’da Ramazan ayının gecelerinden söz edilirken; “…Camilerde itikafta iken de hanımlarınıza yaklaşmayın...” (Bakara, 2/187) buyrulur. Başka bir ayette itikaf ibadetinin daha önceki ümmetlerde de yapıldığına işaret edilir (Bakara, 2/125). Hz. Peygamber (s.a.s.)’in özellikle Ramazan içinde ve Ramazanın son on gününde itikaf yaptığını bildiren çeşitli hadis-i şerifler vardır. Hz. Aişe (r.a.)’ın şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasulüllah (s.a.s.) Ramazan’ın son on gününde itikaf yapardı. Bu durum vefatına kadar bu şekilde devam etti. Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.)’in zevceleri itikafı sürdürmüşlerdir” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 67, 129; Buhari, İ’tikaf, 1-18; Ezan, 12, 135; Hayz 10; Müslim, İ’tikaf, 1-6; Ebu Davud, Ramazan, 3; Savm, 77). Hanefilere göre itikafta oruçlu olmak şarttır. (Merğinani, el-Hidaye, I, 132) Şafiiler ise itikafta orucu şart görmez. (Şirbini, Muğni’l-Muhtac, Beyrut, ts. , I, 449, 453).


Ebu Hanife’ye göre içinde beş vakit namaz kılınan her mescidde itikafta bulunmak caizdir. Nafile olan itikafın en azı bir gündür. Ebu Yusuf en az süreyi, bir günün yarıdan fazlası olarak belirlerken İmam Muhammed itikaf için bir saati de yeterli bulur (Merğinani, el-Hidaye, I, 132).


Mescitteki itikaf erkeklere mahsustur. Kadınlar evlerinde mescit edindikleri bir yerde itikafta bulunabilir (Mevsıli, İhtiyar, İst. , ts. , I, 137).


İtikafa giren kimse, camide yer, içer, uyur ve ihtiyacı olan şeyleri mümkün olduğu takdirde camide tedarik eder. Tuvalete gitmek, abdest almak ve gerekli olduğunda gusletmek gibi tabii ihtiyaçları için ise camiden dışarı çıkabilir. Bulunduğu camide cuma namazı kılınmıyorsa, cuma namazını kılmak üzere başka bir camiye gidebilir. Cenaze namazı için ise dışarı çıkamaz. Kendisine veya malına bir zarar geleceği korkusuna kapılması ya da zorla çıkarılması halinde başka bir camiye gitmek üzere içerisinde bulunduğu cami veya mescidden çıkabilir. Bu zorunlu hallerin dışında camiden çıkarsa itikafı bozulur (Merğinani, el-Hidaye, I, 132, 133).
          
click to expand contents


8 Ağustos 2016 Pazartesi

Kuran-ı Kerim'de Oruç



    Kuran'da oruç ile alakalı bazı ayetler;

    Bakara Sûresinin 183 . Ayetinde
    Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.

    Bakara Sûresinin 184 . Ayetinde 
    Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir.43 Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

    Bakara Sûresinin 185 . Ayetinde
    (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.

    Bakara Sûresinin 187 . Ayetinde 
    Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı.44 Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz.45 Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar.

    Bakara Sûresinin 196 . Ayetinde
    Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. Eğer (düşman, hastalık ve benzer sebeplerle) engellenmiş olursanız artık size kolay gelen kurbanı gönderin. Bu kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden her kim hastalanır veya başından rahatsız olur (da tıraş olmak zorunda kalır)sa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi, ya da kurban kesmesi gerekir. Güvende olduğunuz zaman hacca kadar umreyle faydalanmak isteyen kimse, kolayına gelen kurbanı keser. Kurban bulamayan kimse üçü hacda, yedisi de döndüğünüz zaman (olmak üzere) tam on gün oruç tutar. Bu (durum), ailesi Mescid-i Haram civarında olmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve Allah’ın cezasının çetin olduğunu bilin.

    Nisâ Sûresinin 92 . Ayetinde
    Bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mümini yanlışlıkla öldürürse bir mü’min köleyi azad etmesi ve bağışlamadıkları sürece ailesine diyet ödemesi gerekir. (Öldürülen kimse) mü’min olur ve düşmanınız olan bir topluluktan bulunursa, mü’min bir köle azad etmek gerekir. Eğer sizinle kendileri arasında antlaşma bulunan bir topluluktan ise ailesine verilecek bir diyet ve mü’min bir köle azad etmek gerekir. Bunlara imkan bulamayanın, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay ardarda oruç tutması gerekir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Mâide Sûresinin 89 . Ayetinde 
    Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkanı) bulamazsa onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.

    Mâide Sûresinin 95 . Ayetinde
    Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ’be’ye hediye olarak varmak üzere, öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir..

    Tevbe Sûresinin 112 . Ayetinde
    Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.


6 Ağustos 2016 Cumartesi

Hadislerle Oruç


    Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur (Müslim, Sıyam 2, (1079)
    “Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine ALLAH’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Savm, 8.)
    Ramazanda Allah'ı zikreden mağfiret olunur. Ve o ayda Allah'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez. (Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
    Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşıma, şehvet nazarı ile harama bakmak, yalan yere yemin etmek. (Ravi: Hz. Enes (r.a.)
    Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez(Buhari, Savm 29)
    Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir (Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)
    Resulullah (sav)'a :" Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O da, Ramazanın tamamında." diye cevap verdi. (Ebu Davud)
    Şurası muhakkak ki, Oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardır" (Beyhaki) "Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur." (Ebu Hüreyre)
    Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar(Tirmizi, Cihad 3, (1624)
    Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün Ben yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün! (Tirmizi, Daavat 110, (3539)
    Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir(Müslim, Sıyam 171,)
    "Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez" (İbni Mace, Taberani)
    Kim Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, Allah onu yetmiş sene Cehennem ateşinden uzaklaştırır. (Camiüs Sağir) 

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *